reflu

Reflü

Reflü Nedir?

Tıp dilinde gastro özofageal reflü dediğimiz reflü hastalığı kısaca mide içeriğinin yemek borusuna doğru geri kaçması durumudur. Yetişkinlerin yüzde 20’sinde görülen bu hastalık, mide atıklarının uzun süre yemek borusuna temas ederek yemek borusunun kendisini asitten koruyamayacak hale gelmesi sonucunda oluşur.

Reflü Belirtileri

Reflünün en sık görülen şikayetleri şu şekildedir:

  • Göğsün arkasında yanma
  • Ağza acı ve ekşi sıvı gelmesi
  • Geğirme hissi
  • Şişkinlik
  • Ağza gıda artıklarının gelmesi
  • Yutmada güçlük

En sık görülen şikayetlere oranla daha nadir görülen belirtileri şu şekildedir:

  • Ses kısılması
  • Öksürük
  • Ağız kokusu
  • Diş çürüğü
  • Nefes darlığı
  • Yutakta yanma (farenjit)
  • Sinüzit
  • Çarpıntı, kalpte baskı hissi

Bu belirtilere sahip olan bir hastaya kesin tanı koymak için gastroskopi yapılmalıdır. Gastroskopi reflünün teşhisinde altın standarttır.

Reflü Tedavisi

Reflünün tedavisinde üç yol izlenir. Bunlar yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavidir. Hangi yönteme başvurulacağına hastalığın şiddeti ve hastanın şikayetleri göz önünde bulundurularak karar verilir.

Yaşam Şartı Düzenlemeleri

Reflü tedavisinde ilk olarak yaşam şartı düzenlemeleri yapılmalıdır. Doktorun önerilerine uyarak reflüye neden olan faktörler ortadan kaldırılabilir. Yaşam şartı düzenlemeleri şunları kapsar:

  • Yükse yastıkta yatmak
  • Yatmadan önce gıda tüketmemek
  • Asitli içecekler içmemek
  • Acı ve baharatlı gıdalar tüketmemek
  • Fazla kilo varsa vermek
  • Sigara ve alkol kullanmamak
  • Narenciye ürünlerinden ve domatesten mümkün olduğunca uzak durmak
  • Dar kıyafetler giymemek
  • Sağlıklı beslenmek

İlaç Tedavisi

Reflü tedavisinde kullanılan ilaçlar baskılama özelliğine sahiptir. Midenin içindeki asit salgılama miktarını kontrol altında tutar ve bu şekilde yukarı doğru çıkan mide asit miktarı  düşer. İlaç tedavileri reflü hastalarının yüzde 80’inde başarı sağlar. Olumsuz tarafı reflü sorununu kökten yok etmediği için, ilaçlar bırakıldığında tekrarlama ihtimali çok yüksektir. Öte yandan kullanılan ilaçlar safra reflüsü için yeterli değildir.

Laparoskopik Reflü Ameliyatı

Reflü özellikle mide fıtığıyla birlikte görüldüğünde yaşam kalitesini çok düşürür. Reflünün kökten çözümü sadece reflü ameliyatından geçer. Medikal tedavilerin başarı olamaması durumunda, uzun yıllar ilaç kullanmak istenilmediğinde, yemek borusunda hücresel değişimlere varan tahrişler görünüyorsa reflü ameliyatı yapılmalıdır. Reflü ameliyatı, kapalı bir yöntem olan laparoskopik cerrahi ile yapılır. Kapalı bir yöntem olması büyük kesilerin açılmamasını, dolayısıyla hastanın daha hızlı iyileşmesini sağlar. Karın kesilmeden, 0.5 ve 1 cm’lik küçük noktalardan girilerek yapılan bu teknikte özel üretilmiş cerrahi aletler kullanılır. Ortalam 1 saat süren bu ameliyat genel anestezi altında yapılır. 

Laparoskopik Reflü Ameliyatı Sonrası

  • Ameliyattan yaklaşık 4-5 saat sonra hasta yürütülür.
  • Kapalı yöntemle yapıldığı için ertesi gün evine gidebilir.
  • Evine gittikten sonra gündelik işlerini rahatlıkla yapabilir.
  • İlk 1 hafta sıvı ve yumuşak gıdalar tüketmelidir.
  • 1 hafta sonra kontrole gelinir. Pansuman yapılır.
  • 2.haftanın sonunda iyi çiğnemek ve yavaş yemek şartıyla gıda kısıtlaması kalkar.

Hastalıklar

obezite

Obezite

Obezite Nedir?

Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi kısaca, “vücutta kişinin sağlığını bozacak kadar yağ birikmesi” olarak tanımlar. Kadınlarda vücut ağırlığının yüzde 20 oranında, erkeklerde ise yüzde 25’inde yağ olması obezite hastalığı için yeterlidir. Ve bu hastalık birçok ek hastalığın oluşmasında etkendir. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre son yüzyılda obez sayısının 2 kat arttığı, 5 yaşından küçük çocuklarda bile obezite sorununun görüldüğü, gelişmiş ya da gelişmemiş ülkelerde hızla ilerlediği belirtilmiştir. Görülme sıklığı ve neden olduğu ölümcül hastalıklar göz önüne alındığında belki de obezite çağımızın en önemli hastalığıdır.

Obezitenin Nedenleri

Obezitenin birçok nedeni sayılabilir. Ancak en önemli iki nedeni yüksek kalorili beslenip hareketsiz yaşamaktır. Bir kişi yemesine dikkat etmiyorsa, buna karşın fiziksel aktivitelerde bulunmuyorsa obez olması neredeyse kaçınılmazdır. Maalesef “modern yaşam tarzı” diye nitelendirilen metropol hayatı bu soruna zemin oluşturmaktadır. Aşırı – yüksek kalorili beslenmek ve yeterli aktivite yapmamanın dışında fizyolojik, genetik, çevresel ve psikolojik etkenler de obezitenin nedenleri arasında sayılabilir.

  • Aşırı ve yüksek kalorili beslenme
  • Hareketsiz yaşam (egzersiz, spor, fiziksel aktivite yetersizliği)
  • Psikolojik etmenler
  • Genetik etmenler
  • Bazı ilaçlar
  • Sık sık ve düşük enerjili yapılan diyetler
  • Yaş
  • Cinsiyet
  • Eğitim düzeyi
  • Sosyal ve kültürel etmenler

Obezite Nasıl Hesaplanır?

Obezite tüm dünyada VKİ (vücut kitle indeksi) dediğimiz metotla ölçülür. Bu metotta kişinin kilosu, boyunun metrekaresine bölünür.

18.5 kg/m2 altı

Zayıf

18.5 – 24.9 kg/m2 arası

Normal Kilolu

25 – 29.9 kg/m2 arası          

Fazla Kilolu

30 – 34.9 kg/m2 arası          

l. Derece Obez

35 – 39.9 k2/m2 arası          

ll. Derece Obez

40 kg/m2 üzeri

lll. Derece Obez

Vücut kitle indeksinizi kolayca hesaplamak için tıklayın.

Obezite Tedavisi

Obezite tedavisinin ilk ve en önemli adımı obeziteden korunmaktır. Bu korunma süreci çocukluktan başlamalıdır ve bu süreci sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve günlük aktiviteler oluşturur. Obezite hastası bir kişi profesyonel destek almaktan kaçınmamalıdır. Hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistten oluşan bir ekiple tedavi sağlanabilir. Buradaki amaç en kolay yöntemlerden başlanarak ideal kilo oranına inmek ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmektir.

Obezite tedavisinde birkaç yöntem vardır. Bunlar;

Diyet Tedavisi: Buradaki asıl amaç, alınan kalori miktarını azaltmaktır. Her hastaya göre farklı metotlar uygulanabilir. Çünkü kişilerin metabolizma hızı, yaşı, cinsiyeti, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları farklı olabilir. Bu nedenle diyetisyen ve hekim eşliğinde bu tedaviyi yürütmek daha doğrudur.

Egzersiz Tedavisi: Spor yapmak hem obeziteyi yenmek hem de sağlıklı yaşamak için olmazsa olmazdır. Herkes hayatının içine egzersizi yerleştirmeli, sporu yaşamının bir parçası haline getirmelidir. Egzersiz tedavisi diyetle birlikte yürütüldüğünde daha fazla fayda sağlayacaktır. Diyet ve egzersizler kişiye uyumluluk göstermeli ve bu doğrultuda profesyonel bir yardımla yürütülmelidir.

Davranış Değişiklikleri: Davranış değişikliği tedavisinin basamakları şu şekildedir:

  • Kişinin kendisini gözlemlemesi
  • Uyaran kontrolü
  • Alternatif davranışlar geliştirmesi
  • Pekiştirme, kişinin kendisini ödüllendirmesi
  • Bilişsel yeniden yapılandırma
  • Sosyal destek
  • Farmakolojik tedavi

İlaç Tedavisi: Buraya kadar denenen yöntemler etkili olmadığında veya vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan kişilerde (VKİ 27’nin üzerinde olup kiloya bağlı uyku apnesi, diyabet, hipertansiyon vb. hastalıkları olan kişiler de buna dahildir) ilaç tedavisi uygulanır. İlaçların herhangi bir zararı olmasa da uzun süreli kullanımlarda bazı yan etkilere sebebiyet verebilir. Bu yüzden hekim gözetiminde kullanılmalıdır.

Obezite Ameliyatı

Obezite cerrahisi vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan ya da 35’in üstünde olup ek hastalıkları olan kişilere kilo vermek, ek hastalıkları iyileştirmek, vücut fonksiyonlarını normalleştirmek, tekrar kilo alımını engellemek ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla uygulanan işlemlerdir. Dereceye göre obez olan, diğer kilo yöntemlerini denemesine rağmen başarılı olamayan, ameliyat olunmasına engel olacak bir durumu olmayan kişiler obezite cerrahisine başvurabilir. Laparoskopik yöntemle yapılır. Kapalı bir yöntem olduğu için hastanın iyileşme ve tedaviye yanıt verme süresi çok kısa sürer; komplikasyon oranı düşer. Birçok obezite ameliyatı metodu vardır ve hepsinin ortak amacı besinler aracılığı ile alınan enerjinin ve besinlerin sindirim sistemindeki emilimini azaltmaktır.

Gastrik Bypass

Gastrik bypass midenin hacmini küçültmek ve emilimi kısıtlamak amacıyla yapılır. Morbid obezite hastalarında sık tercih edilir. En çok yapılan yöntemlerden biridir. Kapalı yöntemle yapılır. Ameliyatın ilk aşamasında midenin girişinde 30 ml hacminde küçük bir mide tüpü oluşturulur ve kalan büyük mide tamamen ayrılır. İkinci aşamada ise küçük mide tüpüne ince bağırsak ile bağlantı yapılır. Bağlantı aracılığıyla besinler büyük mideyi bypass eder ve ince bağırsağa geçiş yaparak çalışır. Bu sayede tüketilen gıda miktarı kısıtlanır. Açlık hissi azaları ve daha az yer. Kan şekeri düzgün seyreder. Fazla kilolarının yüzde 60 ila 80 oranlarında kaybolması gözlemlenir.

Tüp Mide

Tüp mide en sık yapılan ve bizim de aynı şekilde en çok uyguladığımız obezite ameliyatı yöntemidir. Midenin yüzde 80’lik dilimini oluşturan fundus bölümünün çıkarılması olarak tanımlanabilir. Bu sayede açlık hormonunda azalma olur ve kişi kendini tok hisseder. Önemli ölçüde kilo kaybı sağlanır. Tüp mide ameliyatı; ameliyat sonrası komplikasyon azlığı ve gereksinim halinde malabsorbtif cerrahiye dönüştürülebilmesi nedeniyle daha çok tercih edilir. Laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır. Ameliyat sırasında mideye tüp yerleştirilir ve midenin büyük kruvatür bölümü yerleştirilen bu tüpün ışığında alınarak açılan küçük delikten çıkarılır.

Biliopankreatik Diversiyon (BPD)

Biliyopankreatik diversiyon (scopinaro prosedürü) ameliyatı klinik, malign ve morbid obezitenin tedavisinde kullanılan kısıtlayıcı ve amilim azaltıcı bir yöntemdir. Midenin yaklaşık  2/3’lük alt yarısı çıkarılarak 150 – 250 ml hacminde mide bırakılır. Laparoskopik yöntemle yapılır. Besinlerin emilimini azaltır. Emilimi azaltıcı ya da bozucu özelliğinden dolayı uzun süreli doktor takibi  ve vitamin desteği gerekir. Biliopankreatik diversiyon süper morbid obezitede fazlasıyla avantajlı olmakla birlikte hem kilo vermede faydalı hem de kiloyla birlikte gelişen hastalıkların seyrini düzeltmede oldukça etkilidir.

Duodenal Switch

Duodenal Switch en geniş kapsamlı kilo verme yöntemidir. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kolestrol gibi tablolarda en etkin yöntemdir. Biliopankreatik diversiyondan farklı olarak bu ameliyatta tüp mide yapılır. Duodenal switch’te midenin açlık hormonu üreten bölümü alınır ve açlık hissi azaltılarak kilo verilmesi hedeflenir. Ancak ömür boyu özel diyet yapmak ve vitamin-mineral desteği almak gerekir.

SADI-S

SADI-S için biliopankreatik diversiyon ameliyatının ya da duodenal switch ameliyatının bütünleştirilmiş şekli diyebiliriz. Genellikle hipertansiyon, şeker ve kolestrol gibi metabolik hastalıkları olanlara ve tüp mide ameliyatı sonrasında istenilen oranda kilo kaybı yaşayamayan kişilere uygulanır. İşlem sonrasında hastalar hayat boyu vitamin ve mineral takviyesi almak zorunda kalabilir.  

Hastalıklar

meme-kanseri-taramasi

Meme Kanseri Taraması

Kişinin Kendini Muayene Etmesi (Elle, Gözle ve Yatarak Muayene)

20 yaşını geçen her kadın, adetin bitmesinden itibaren ilk 10 gün içerisinde kendisini muayene etmelidir. Adet görmeyen kadınlar ise her ay belirli bir gün seçerek bu uygulamayı yapabilir.

Önce bir aynanın karşısına geçerek gözle muayene yapılmalıdır. Eller bele konulur ve memelerin simetri durumuna bakılır. Memede bir çöküntü, renk değişikliği ya da gözle görünür bir kitle olup olmadığı gözlemlenir. Aynı işlem eller yukarıya kaldırılarak yinelenir. Daha sonra yatarak muayene bölümüne geçilir. Önce sağ meme kontrol edilir. Daha rahat kontrol sağlanması için sağ omuz altına küçük bir yastık konulmalı, sağ el başın arkasına yerleştirilmelidir. Sol elin iki parmağıyla meme başı çevresinden başlayıp meme dokusuna hafifçe bastırarak dairesel hareketler yapılır. Saat yönüne doğru yapılan bu elle muayene hareketinde duyarlılık ve kitle olup olmadığı araştırılır. Daha sonra sol meme için de aynı işlem tekrarlanır.

Her insan kendisinin doktorudur. Kendi kendine meme muayenesini bilen ve düzenli bir şekilde uygulayan kadınların olası meme hastalıklarını erken keşfederek iyileştikleri araştırmalarca kanıtlanmıştır. Çünkü erken teşhis edilen meme kanserinin tedavisi geç teşhis edilen ve dolayısıyla ilerlemiş olan meme kanseri vakalarına göre çok daha olay olmaktadır.

Fiziki Muayene

Fiziki muayene, meme hastalıkları konusunda uzman bir doktor tarafından yapılan klinik muayeneye denir. Hekim, hastanın hikayesiyle birlikte muayeneyi gerçekleştirir. Gerekli görmesi halinde ultrason veya mamografi gibi tetkiklerin yapılmasını isteyebilir. 40 yaşın  üstündeki bir kadın memesi ile ilgili bir şikayeti olmasa da yılda bir kere uzman hekime başvurmalıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi erken teşhis edilen vakaların tedavi süreci çok daha kolaydır.

Mamografi

Meme taramalarında yapılan görüntüleme yöntemlerinin başında mamografi gelir. Mamografi, meme kanserini en erken saptayabilen tetkiktir. İki tabaka arasında meme sıkıştırılarak bir nevi röntgeni çekilir. 40 yaş üstündeki her kadın yılda bir kez mamografiye başvurmalıdır. Ailesinde meme kanseri hikayesi olan kişiler daha erken yaşlarda mamografi çektirmelidir.

Meme Ultrasonu

Meme ultrasonografisi (US), mamografiye göre daha detaylı tarama yapar. Kesitsel bir görüntüleme yaparak uygulama esnasında dokular birbiri üzerine binmez ve olası tanı hatalarının önüne geçer. Küçük kanser odakları bu sayede daha kolay teşhis edilebilir. Meme dokusu yoğun olan kadınlardan mamografinin yanında meme ultrasonu da istenebilir.

Meme ultrasonunda elde tutulan küçük bir cihaz meme üzerinde gezdirilir. Cihaz memeye ses dalgaları gönderir ve karşıdaki ekranda meme içindeki oluşumlar incelenir. Radyasyon içermez, bu yüzden hamile ve emziren kadınlara rahatlıkla uygulanabilir. Ultrasonu çeken kişinin deneyimli olması, bulguları gözden kaçırmama adına önemlidir.

PET

PET yöntemi en yeni ve ileri bir teşhis yöntemidir. Hasta radyoaktif bir madde alarak PET cihazının içine girer. Kanser hücreleri yapıları gereği verilen radyoaktif maddeleri hemen tutar. Bu sayede aktif hücrelerin yerleri tespit edilir. Teşhis için yapılan görüntüleme yöntemleri arasında genellikle mamografi ve ultrason tercih edilir. PET yöntemi özellikle kanser tedavisi gören hastanın tedaviden sonra ne durumda olduğuna bakmak için tercih edilir. Ayrıca kanserin başka bir yere sıçrayıp sıçramadığına, özellikle lenf bezlerine yayılıp yayılmadığına bakmak için PET’ten yararlanılabilir. Her ne kadar meme kanseri tarama yöntemleri arasında anlatsak da PET yöntemi meme kanseri tarama yöntemi olarak sayılmaz.

Biyopsi

Yukarıda belirttiğimiz tarama yöntemlerinden sonra kanser şüphesi duyulmuşsa memeden hücre ve doku örnekleri alınarak biyopsi yapılır. İnceleme işlemini pataloglar mikroskobik yöntemlerle gerçekleştirir. Hem kesin tanı hem de hastalığın tüm detayları bu sayede ortaya konulur.

Hastalıklar

meme-kanseri

Meme Kanseri

Süt bezlerindeki ya da süt kanallarındaki hücrelerin genetik yapılarında değişim ve çoğalma meydana gelmesine meme kanseri denir. Meme dışındaki organlara da sıçrayabilen bu hastalığın nedeni kesin olarak bilinmese de kadınlarda, ileriye yaştakilerde ve ailesinde meme kanseri olanlarda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz.

Meme kanserinin kendi içerisinde bir sınıflandırılması vardır. Eğer kanser süt bezinden kaynaklanıyorsa lobuler karsinoma, süt kanalından kaynaklanıyorsa duktal karsinoma adını alır. Bu iki tip de kendi içlerinde iki gruba ayrılır. Labuler karsinoma eğer süt bezinin içindeyse lobuler karsinoma in situ (LCIS), süt bezinin dışına çıkmışsa invaziv lobuler karsinoma ismini alır. Duktal karsinomada da aynı şekilde, kanalın içindeyse duktal karsinoma in situ (DCIS), dışındaysa invaziv duktal karsinoma şeklinde tanımlanır.

Duktal Karsinoma İn Situ (DCIS)

Süt kanalarındaki hücrelerin henüz dışarıya taşmadan çoğalmalarına duktal karsinoma in situ denir. Meme kanserinin en erken aşaması olan bu türde kanser başka organlara sıçramaz. Sadece bu bölgenin çıkarılmasıyla kanser tamamen tedavi edilebilir. Bu aşamadaki tümörler elle muayene yapılmasına rağmen fark edilemeyecek kadar küçüktür. Mamografi ile teşhis edilebilir. Erken tanı konulabilmesi için 40 yaş üstündeki kadınların her yıl mamografi çektirmesi gerekir.

İnvaziv Duktal Karsinoma

Süt kanalındaki hücrelerin kanal dışına çıkmasına invaziv duktal karsinoma denir. Kanserin memeyi esir alma aşamasıdır. En sık görülen tür budur.

Lobuler Karsinoma İn Situ (LCIS)

Süt bezlerindeki hücrelerin henüz dışarıya taşmadan çoğalmalarına lobuler karsinoma in situ denir. Bu tür, günümüzde kanser olarak kabul edilmez. Çünkü invaziv lobuler karsinomaya dönüşme ihtimalleri yoktur. Ancak meme kanseri riskini arttıran bir durumdur ve dikkat edilmelidir.

İnvaziv Lobuler Karsinoma

Süt bezlerindeki hücrelerin dışarıya çıkmasına invazic lobuler karsninoma denir. İnvazic duktal karsinomadan sonra en sık görülen tiptir.

Meme Kanserinin Nedenleri ve Risk Faktörleri

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; burada saydığımız risk faktörleri adı üstünde riski arttıran faktörlerdir. Meme kanserinin nedeni tam olarak bilinmez. Yıllardan beri yapılan araştırma ve gözlemlere dayanarak bazı etmenlerin riski arttırdığı görülmüştür. Buna göre bu faktörleri taşıyan kişiler meme kanseri olacağı anlamına gelmez. Aynı şekilde risk faktörlerini taşımayan kişilerin meme kanseri olmayacağı da söylenemez. Şimdi risk faktörlerine bakalım:

İleri yaş… Meme kanseri tanısı konulan kişilerin yaklaşık 4’te 3’ü 50 yaşın üstündedir.

Ailesel faktörler… Birinci derece akrabalarda meme kanseri görülmüşse risk artar.

Daha önce meme kanseri geçirmek… Meme kanseri teşhisi konulmuş ve tedavi olunmuşsa diğer memede de kanser gelişme ihtimali 3-4 kat artar.

İyi huylu kitleler… Daha önce iyi huylu bir kitle oluşmuşsa ve biyopsi sonucu hiperplazi ya da papillomatozis şeklinde bildirilmişse risk 1,5-2 kat artar. Atipik hiperplazi tanısı konmuşsa risk 5 kat artar.

Lobuler karsinoma in situ… Bu tipin aslında bir kanser olarak görülmediğini söylemiştik. Ancak lobuler karsinoma in situ tanısı konulmuşsa meme kanseri riski 10 kat artar.

Doğurganlık süresi… Buna adet görme süresi de diyebiliriz. Kadın, adet görmeye erken başlamışa ve menopoza geç girmişse doğurganlık süresi normalden uzun sürmüş demektir. Ve bu sürenin uzun olması riski arttırır.

Geç doğum yapma… İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme riski, 20 yaşından önce doğum yapan kadınlara oranla daha fazladır.

Sosyoekonomik seviye… Geç doğum yapmak ve doğurganlık süresi göz önüne alındığında sosyoekonomik seviyesi yüksek olan kadınlarda da riskin daha fazla olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Çünkü sosyoekonomik seviyesi yüksek olan kişiler daha iyi beslendikleri için daha erken adet görür. Ayrıca bu kişiler daha geç evlenip daha geç çocuk doğurdukları için risk artar.

Östrojen hormonu tedavisi… Östrojen tedavisi gören kadınlarda risk daha fazladır.

Doğum kontrol hapı… Bu hapların uzun süre kullanılması çok olmasa da riski arttırır.

Alkol… Günde 15 gramdan fazla alkol alan kadınlarda, hiç alkol almayanlara göre riskin arttığı gözlemlenmiştir.

Sigara… Sigara içen ya da pasif içici olan kadınlarda meme kanseri riskinin arttığı son zamanlarda yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Obezite… Özellikle menopoz sonrasındaki kadınlarda riski arttırır.

Radyasyon… Genç yaştaki kadınlarda göğüs bölgesine radyoterapi uygulanması ileri yaşlarda kanserin gelişme riskini arttırır.

Meme Kanseri Tanısı

Tanıda ilk adım kişinin kendi kendisini muayene etmesidir. Bu yöntem göz, el ve yatarak yapılabilir. Daha sonra hekimin fiziki muayenesi gelir.  Hekim elle muayeneyle hastanın hikayesini birlikte ele alır. Görüntüleme yöntemlerinin başında mamografi gelir. Meme ultrasonografisi mamografiye göre daha hassas sonuçlar verebilir. Radyasyon içermez. Meme MR’ı ve PET de tanı yöntemleri arasındadır. Eğer şüpheli bir durum varsa hücre ve doku örnekleri alınarak biyopsi yapılır.

Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanseri tedavisi farklı branşların bir arada yürüttüğü disiplinli bir süreçtir. Tedavi yöntemleri içerisinde kabaca ameliyat, kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) yer alır.

Tedavinin ilk aşaması cerrahidir. Amaç kanserli dokuyu vücuttan çıkarmaktır. Bu, tüm memenin alınması (mastektomi), kanserli kitlenin alınması (lumpektomi) ve memenin bir kısmının alınması (quadranektomi) şeklinde yapılabilir.

Hastanın ve tümörün özelliklerine göre kemoterapi uygulanabilir. Bazı durumlarda ameliyattan sonra ek tedavi olarak yapılabilir. Kemoterapide toksik ilaçlarla kanser hücrelerinin yok edilmesi amaçlanır. Hormon tedavisi ile östrojen hormonunu durdurmak gerekebilir.

Radyoterapi ile çoğalan hücrelerin DNA’larını bozarak yok etmek hedeflenir. Bu esnada bazı sağlıklı hücrelerin de yok edilmesi yan etkiler meydana getirebilir. Işın tedavisi ve x ışını, radyoterapi ile aynı şeydir. 

Hastalıklar

memede-enfeksiyon

Memede Enfeksiyon

Meme de enfeksiyon oluştuğunda ağrı, bölgesel ısınma, kızarıklık, vücut ateşinde yükselme, titreme gibi şikayetler meydana gelir. Bu şikayetlere bazen elle hissedilen sertlik de eklenebilir. Koltuk altında ağrılı bir kitle gözlemlenebilir. Bu kitle, enfeksiyonun vücuda yayılmasını engellemeye çalışan bir lenf bezidir.

Meme Enfeksiyonunun Nedenleri

Enfeksiyon en çok emzirme döneminde ortaya çıkar. Bunun nedeni, bebeğin ağzındaki bakterilerin süt kanalına geçebilmesidir. Emzirme dönemi dışında görülen meme enfeksiyonlarının en önemli nedeni ise sigaradır. Özellikle antibiyotik tedavisine cevap vermeyen enfeksiyonların altında mantar hastalıkları araştırılmalıdır. Meme enfeksiyonu görülen kadınlar mutlaka bir hekime başvurmalıdır. Aksi halde abse gelişebilir, enfeksiyon vücuda yayılabilir, altında yatan mantar hastalığıysa memenin tamamının alınması gerekebilir, altta yatan nedenlerden biri meme kanseri olabilir.

Meme Enfeksiyonu Tedavisi

Eğer emzirme döneminde enfeksiyon gelişmişse ilk yapılması gereken şey emzirmeyi bırakmaktır. Tek memede enfeksiyon gelişmişse diğer memeden bebek beslenebilir. Pompa ile süt devamlı boşaltılmalıdır. Meme enfeksiyonu genellikle antibiyotikle ve antienflamatuvar ilaçlarla tedavi edilir. Emzirme döneminde kullanılan antibiyotiğin bebeğe yan etki yaratmayacak türden olması gerekir.

Tedavide önemli noktalardan biri tedavi sırasında sigaranın mutlaka bırakılmasıdır. Sigara çevre dokuların damarlarında büzüşmeye neden olur ve enfeksiyon bölgesine giden kan akımını yavaşlatır. Bu yüzden vücudun savunma mekanizması ve kullanılan antibiyotikler bu bölgeye gidemeyeceği için bakterilerle tam anlamıyla mücadele sağlanamaz.

Eğer memede abse gelişmişse cerrahi olarak içindeki iltihap boşaltılmalıdır. 

Hastalıklar

meme-basi-akintisi

Meme Başı Akıntısı

Meme bir salgı bezidir. Bu yüzden zaman zaman  memeden akıntı gelebilir. Bu durum genellikle önemsiz olsa da bazen meme kanseri belirtisi olabilir. Bu yüzden her ihtimale karşı hekime görünmekte fayda vardır.

Bir kadının meme başından süt verme dönemi dışında sıvı geliyorsa meme akıntısı olarak değerlendirilir. Meme başında süt kanallarının açıldığı yaklaşık 10 adet ağız vardır. Akıntı tek bir ağızdan gelebildiği gibi birkaçından da gelebilir. Sıvı bazen kendiliğinden bazen de kendiliğinden akabilir. Her iki memede veya sadece birinde gerçekleşebilir. 

Yaşın ilerlemesiyle birlikte memeden akıntı gelmesi durumu artabilir. Doğum yapmış kadınlarda daha çok görülür.

Memeden Gelen Sıvının Rengi

Meme başından gelen sıvı sarı, yeşil, koyu yeşil, koyu kahverengi, kan renginde, su renginde veya süt renginde olabilir. Yoğunluğu akıcı ya da biraz da kıvamlı olabilir. Sarı, yeşil ve kahverengi akıntılar çoğunlukla önemsizdir. Ancak akıntının rengi kırmızı ya da su gibi berraksa meme kanseri bulgusu olabilir. Bu ihtimal yüksek değildir, fakat her ihtimale karşı doktora başvurmak gerekir.

Memede Sıvı Geldiğinde Hangi Belirtilere Dikkat Etmek Gerekir

  1. Akıntının tek memeden mi yoksa her iki memeden mi geldiği önemlidir. Tek memedense meme ile ilgili bir sorun olduğu, iki memedense vücudun geneliyle ilgili bir sorun olduğu ihtimali üzerinden gidilir.
  2. Eğer akıntı tek memeden geliyorsa kaç adet süt kanalı ağzından geldiği tespit edilmelidir. Birden fazla ağızdan geliyorsa sistematik bir sorun olabilir.
  3. Akıntının rengi kırmızı veya su gibi berraksa meme kanseri olasılığının üzerine gidilmelidir.
  4. Meme sıkıldığında birçok kadından akıntı gelebilir. Ancak kendiliğinden geliyorsa daha önemlidir.

Meme Başı Akıntısının Nedenleri

  • Süt kanallarındaki genişlemeler meme başı akıntısının en sık görülen nedenidir.
  • Meme bölgesine gelen herhangi bir darbe akıntıya neden olabilir. Genellikle travmanın etkisine göre birkaç haftada kendiliğinden geçer.
  • Prolaktin hormonunun artması memeden süt gelmesine neden olabilir. Prolaktin hormonu doğumdan sonra süt gelmesi için gerekli bir hormondur ve beyindeki hipofiz bezi tarafından salgılanır. Hipofiz bezindeki iyi huylu kitleler buranın fazla çalışmasına neden olabilir.
  • Meme içinde oluşan abse sonucunda meme başından iltihaplı akıntı gelebilir. Antibiyotikle ya da cerrahi olarak abse çıkarılmalıdır.
  • Bazı ilaçlar akıntıya yol açabilir.
  • Kanal içindeki iyi huylu tümörler su ve kan rengindeki akıntıların en sık rastlanılan nedenlerindendir.
  • Meme kanseri de akıntının nedenlerinden biridir. Her kanlı akıntı meme kanserinin belirtisi olmasa bile mutlaka incelenmelidir.

Meme Başı Akıntısının Tedavisi

Çoğu meme akıntısında tedaviye gerek yoktur. Akıntının altında kanser veya yapısal bir bozukluk olup olmadığı araştırılmalı ve buna yönelik tedavi planlanmalıdır. Örneğin akıntının nedeni prolaktin yüksekliği, hormonal bozukluklar ya da kullanılan ilaçlarsa bunlara yönelik tedavi yapılır. Kanal içerisinde bir kitle varsa cerrahi olarak çıkarılır. Akıntının nedeni meme kanseri ise yine buna yönelik tedavi uygulanır.

 

Hastalıklar

meme-agrisi

Meme Ağrısı

Hemen hemen her kadın hayatının bir döneminde meme ağrısı ile karşılaşmıştır. Adet görmekte olan genç kadınlarda ve daha az olmakla beraber monopoz sonrası kadınlarda memede ağrı şikayeti görülebilir. Ağrılar bazı kişilerde yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürecek kadar şiddetli olabilir. Bazı ağrılar göğüs kafesinde yer alan eklem ve kaslardan kaynaklanabilir. Ancak bu ağrıların nedeni meme kanseri de olabilir. Halk arasında “ağrı varsa kanser yoktur” söylemi tamamen yanlıştır. Adet görülse dahi kaybolmayan, sürekli aynı yerde oluşan ağrılar meme kanserinden kaynaklanabilir. Bu şartlara uyan her kişi tabi ki kanser değildir. Ancak hekime başvurmak faydalıdır. Göğüs ağrısı bazen yanma şeklinde, bazen zonklayarak, bazen de bıçak saplanır gibi görülebilir. Ağrılar koltuk altına ve kola yayılabilir.

Adet Düzeniyle İlgili Meme Ağrısı (Siklik Ağrılar)

Adet görme döneminin ikinci yarısında artıp adet görmeyle geçen ağrılara siklik meme ağrısı denir. Adet döneminde meydana gelen hormonal değişimlere bağlı görülür. Genellikle her iki memede, dış ve üst kısımlardan koltuk altına doğru yayılır. Adet dönemi yaklaştıkça ağrılar artar, ağrılarla birlikte şişkinlik, gerginlik ve hassasiyet şikayetleri eşlik eder.

Adet Düzeniyle İlgisi Olmayan Meme Ağrısı (Nonsiklik Ağrılar)

Adet düzeniyle ilgisi olmayan bu ağrılar yanma ve acıma şeklinde kendini gösterir. Genellikle tek memede olur. Adet döneminin her evresinde görülebilir. 40 yaş sonrasında ve menopozdaki kadınlarda daha sık ortaya çıkar.

Ağrının Nedenleri

  • Hormonal değişimler ağrının en önemli nedenlerindendir. Östrojen ve progesteron hormonu tedavisi gören kişilerde çok sık göğüs ağrısı şikayeti görülür. Hormonlarla alakalı olan bu ağrılar hamilelikte ve menopoz döneminde son bulur.
  • Memede kist olması ağrıya neden olabilir. Özellikle 2 cm’nin üzerindeki kistler ağrıya yol açtığında kistin boşaltılmasıyla ağrının geçtiği izlenir.
  • Göğüs bölgesine alınan travmalar ağrıya neden olabilir.
  • Kaburga kemiği ile göğüs kemiği arasındaki eklemin kireçlenmesi ağrıya neden olur. Bu ağrı meme ağrısıyla karıştırılabilir.
  • Göğüs kaslarındaki tutulmalar geçici ağrılara neden olabilir.
  • Düzensiz adet gören kişilerde ağrı meydana gelmesi sık karşılaştığımız bir durumdur.
  • Fibrokistik değişiklikler en önemli ağrı nedenleri arasındadır.
  • Hücrelerdeki yağ asidi oranında dengesizlik olması memede ağrı yapabilir.
  • Tiroit bezi hastalıkları, şeker hastalığı, hipofiz bezi tümörü neden olabilir.
  • Memelerin iri olması hem memede hem de sırt ve boyunda ağrılara yol açabilir.
  • Kısırlık tedavisi görenler ve doğum kontrol hapı kullananlar ağrıyla karşılaşabilir.
  • Memede abse ya da enfeksiyon gelişimi ağrıya neden olduğu gibi buna kızarıklık, ısı artışı ve şişme gibi belirtiler de eklenebilir.
  • Pskilojik durumlar dahi meme ağrısının önemli nedenleri arasındadır.

Meme Ağrısının Tedavisi

Meme ağrısında nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Yani ağrıya neden olan sorun düzeltilmelidir. Örneğin kullanılan ilaçlar ağrı yapıyorsa bu ilaçlara ara verilir, ağrının nedeni enfeksiyonsa antibiyotik tedavisi uygulanır, abseyse boşaltılır, adet düzensizliğiyse düzene sokulur, tiroit bezi, hipofiz tümörü, şeker gibi hastalıklarsa bu hastalıklara yönelik tedavi uygulanır. 

 

Hastalıklar

memede-iyi-huylu-kitle-ve-kistler

Memede İyi Huylu Kitle ve Kistler

Meme Kisti

Memede ele gelen kitleler meme kanserinin belirtisi olabilir. Bu yüzden kadınlar böyle bir durumla karşılaştıklarında endişeye kapılırlar. Çoğu kitleler adet döneminin ikinci bölümünde ortaya çıkıp adet görülmesiyle birlikte küçülerek yok olurlar. Bu kitleler büyük ihtimalle meme kisti dediğimiz oluşumlardır. Ancak memede herhangi bir kitle saptandığında meme kanseri olasılığından dolayı mutlaka araştırılmalıdır.

Meme kisti içi su dolu bir keseciktir. Adetin ikinci bölümünde kendisini gösterebilir, ağrıya neden olabilir. Boyutları bazen 3-5 cm çapına kadar ulaşabilir. Büyüyen kistlerin içindeki sıvı enjektör iğnesiyle boşaltılarak ağrı giderilir. Kistlerin hangi yapıda olduğu meme ultrasonu ile anlaşılır.

Basit Meme Kisti: Bu kistlerde memenin çevresi düzgündür. İçerisindeki sıvı aynı yapıdadır; düzenlidir. Damar yapısı yoktur. Kansere dönüşme ihtimali yoktur.

Komplike Meme Kisti: Birkaç kistin bir araya gelerek üzüm salkımı görüntüsü oluşturması ya da bir kistin içinde bölünmüş birkaç yapının görülmesidir.

Meme Çeperinde Çıkıntı Olan Kist: Kist duvarından kist içine doğru çıkıntı olabilir. Böyle bir durumda kanser araştırması yapılmalıdır.

Yoğun İçerikli Meme Kisti: Bazen meme kisti içerisindeki sıvı çok yoğun olabilir. Bu tipteki kitlelere yoğun içerikli meme kisti denir. İçi sıvıyla mı dolu yoksa hücreyle dolu solid kitle mi olduğu anlaşılamaz. Bu yüzden kısa aralıklarla takip edilmelidir.

İç Yapısı Düzensiz Meme Kisti: Bu tipte meme kistinin içinde kanama olabilir ya da doku artıklarını bulunabilir. İçerideki sıvı düzenli değildir. Takip edilmelidir.

Memede Kistin Teşhisi

Memede saptanan herhangi bir kitlede öğrenilmesi gereken en önemli bilgi içinin sıvıyla mı (yani kistle mi) yoksa hücreyle mi (yani solidle mi) dolu olduğudur. Meme ultrasonuyla bu bilgiye ulaşmak çok kolaydır. Ultrason yapılamıyorsa enjektörle kitleye girilerek içerideki yapı çekilir. Eğer sıvı geliyorsa kitlenin içinde kist var demektir, gelmiyorsa solid bir kitledir.

Memede Kistin Tedavisi

Kistlerin büyük bir bölümüne tedavi gerekmez. Basit bir kistse takibe bile gerek yoktur. Komplike ya da yoğun içerikli kistse ortalama 6 ay aralıklarla ultrason çekilerek takip edilir. Kistin içindeki sıvı düzensizse, taneliyse veya kanlıysa enjektörle sıvı boşaltılır ve bu sıvı patolojide incelenir. Gerekirse kist cerrahi olarak çıkarılıp incelenmelidir.

Memede Solid Kitle

Memede görülen bazı kitlelerin içleri yukarıda da belirttiğimiz gibi hücreyle doludur. Bu tipteki kitlelere solid kitle adı verilir. Bazı solid kitleler kanseri riski taşırken bazıları taşımaz. Bu şekilde iki tipe ayrılırlar. Atipik hücre içerenlerin kanser riski daha fazladır. Bu hücrelerin normal görüntüsü bozulmuştur. Yani kanser hücresine dönüşmeden önceki son evredir. Atipik hücreler mutlaka kansere dönüşmez ama normal hücrelere göre daha fazla risk taşır. Örneğin atipik hücre artışı olup birinci derece akrabasında meme kanseri olan kadınlarda risk oranı yüzde 20 iken, ailesinde meme kanseri olmayan kişilerde bu oran yüzde 8’dir. Atipik hücre taşımayan solid kitlelerde de çok az da olsa risk vardır.

Fibroadenom

Fibroadenom meme de en sık rastlanılan solid kitledir. Çoğunlukla genç kadınlarda görülür. Memede ele gelen kitleyle kendisini belli eder. Genellikle ağrı yapmaz. Kaynaklarda çok az sayıda kansere dönüştüğü gösterilse de meme kanserine dönüşmeyen kitlelere olarak kabul edilir.

Fibroadenomların boyutları ortalama 1-2 cm’dir. Nadiren 15 cm’ye kadar büyüyebilir. Hamilelikte büyüme, menopozda küçülme eğilimindedirler. Yani hormonal değişimlere duyarlıdırlar.

Fibroadenom Tanısı

Fibroadenomlar mamografi ve ultrasonla teşhis edilebilirler. Meme ultrasonu ile kitlenin içeriği araştırılır. Ancak kesin tanı memedeki kitleden parça alınmasıyla konulur.

Fibroadenom Tedavisi

Fibroadenom ya takip edilir ya da ameliyatla tedavi edilir. Herhangi bir ilaç tedavisi yoktur. Eğer görüntüsünde düzensizlik varsa, karnabahar görünümündeyse, damarlanma çoksa, iç yapısı düzenli (homojen) değilse kitle cerrahi olarak çıkartılabilir ya da iğne ile parçalanabilir. Saydıklarımız gibi bir düzensizlik yoksa 6 ay ya da 1 yıl aralıkla kontrol edilmesi yeterlidir.

Filloid Tümör

Filloid tümör klinik olarak fibroadenoma benzer belirtiler gösterir, ancak daha hızlı büyür. Genellikle muayene sırasında ya da mamografi sonucunda teşhis edilir, fakat kesin değildir. Kesin tanı cerrahi olarak çıkarılan parçayla konulur. Ağrısızdır. Sınırları düzenlidir. İyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign) tümör olarak ikiye ayrılır. İki türün de tekrarlama olasılığı yüksektir. İyi huyluya göre daha fazla tekrarlama riskine sahip olan kötü huylu filloid tümörler bazen akciğere kadar ilerleyebilirler.

Radial Skar

Süt kanalı duvarında oluşan radial skarın meme dokusunun içine yayılan uzantıları mevcuttur. Mamografide kansere benzerlik gösterse de genellikle kanser değildir. Ancak ameliyatla çıkartılarak kanser riski ortadan kaldırılır. Radial skar bulunan bir kişide meme kanseri riski yükselir. Bu yüzden hastalar sık takip edilmelidir.

Hastalıklar